Piç Oldu ”Bir Tutam Baharat”


0

Sevgili Nadin’in önerisi üzerine çok uzun süredir aradığım ‘’Bir tutam baharat’’ filmini izleme fırsatını yakaladım en sonunda.

1950 li yıllarda 6-7 Eylül olaylarını anlatan, aile içerisindeki mutluluklardan bahseden; yemeğin, sofranın, dostluklar üzerinde ne kadar da etkili olduğunu anlatan, naif bir film olarak başladı. Hatta öyle sahneler, öyle diyaloglar vardı ki; O dönemde, o insanların içerisinde olmak, onlarla aynı baharatın kokusunu almak için bugünkü hayattan vazgeçebilirdim. İstanbullu genç bir Rum’un ağazından anlatılıyordu, yaşanılıyordu film ta ki bu arkadaş büyüyene kadar.

Bir baharat dükkanı içerisinde, dedesinin aforizmaları ile büyüyen, kalabalık ailenin neşesi ve mutfak sohbetleri ile hayatı öğrenen bir çocuğun hikayesi vardı.

Baharatların hayatın içerisindeki önemi, hayata nasıl neşe kattığı o kadar güzel anlatılıyordu ki…

Tutkulu aile hayatları, ufak, gösterişsiz ; ama bir o kadar güzel likör tadındaki hayatlar, iz bırakan anılar, yemekler, metaforlar …

Bizim sevimli ufaklığın babası, Rum olduğundan mütevellit, sevdiklerinden koparılarak, İstanbul’da kovulur.

Bu dönemde kovulmak kelimesi ‘’mübadele’’ adı altında saklanmış, Rumlara karşı insanlar ayaklanmış, birçok iş yeri, ev talan edilmiştir.

Yunanistan’a kovulan baba, eşini ve bizim esas çocuğu yanına almak zorunda kalmıştır. Baharatçı dedesi ile çok iyi bir bağ kuran bizim torun dedesi ve diğer akrabalarından ayrılmak zorunda bırakılmıştır.

Dedesinden öğrendiği bilgileri, ailesinden öğrendiği yemek tarifleriyle birleştirip, Yunanistan’da huzursuz bir şekilde yaşadıkları evin mutfağında yaşamaya başlamıştır.

Tarçın ikram edip gözlerinin parlamasına sebep olan  ilk aşkını, arkadaşlarını, en iyi arkadaşı olan dedesini İstanbul’da bırakmanın vermiş olduğu mutsuzlukla günden güne içine kapanmış ve tek eğlencesi yemek yapmak olmuştur.

Bu noktaya kadar film, bir o kadar keyifli , bir o kadar duygu dolu idi …

Sezar’ın hakkı Sezar’a ! Tassos Boulmetis beyefendi samimiyetimle söylemek isterim ki; gayet sürükleyici bir ilk yarı çekmiş.

;Lakin bizim esas torun büyür, Yunanistan’a gelen dedesinin arkadaşlarını karşılar ve hikaye yön değiştirir.

Dedesinin onu hiç ziyarete gelmemesinden yakınır, geçmişini sorgulamaya başlar, İstanbul’u dedesini ziyarete gelir ve ilk aşkıyla karşılaşır.

Tahmin edilen olur anlayacağınız. Çok ta farklı olmaz bu hikaye…

İlk yarı ne kadar sürükleyici ve duygu doluysa, ikinci yarı da bir o kadar duygudan yoksun, sığ diyalogları olan; hatta günümüz  popüler Türk sineması tadında bir film diyebilirim.

Bu kadar duygu dolu, sürükleyici  bir filmin, ikinci yarıda seçilen oyunular sayesinde sıradan bir filme dönüştüğü için çok kızgınım esasında.

Georges Corraface diye bir oyuncu bizim torunun büyüklük hali, yani ikinci yarısı.

Biri ne olur bana anlatsın…Yada itiraz etsin, çeksin karşıma sen hiçbir şeyden almıyorsun desin.

Bu muhteremin hiç mi mimiği değişmez , hiç mi üzülmez , hiç mi gerçekten tutku dolu sıkmaz dedesinin elini…

Sarılırken bu kadar mı yapmacık olunur ? İlk aşkı ile yıllar sonra karşılaştıklarında bu kadar mı çiğ durulur ?

Durum bunu gerektirir, bu rolleri oynayabilirsin buna saygı duyarım ; lakin küçüklüğü bu kadar mutlu, bu kadar renkli ve hareketli geçen bir çocuğun, büyüklüğü asla böyle olamaz bana göre. Dedesi ile bir hastane sahnesi var dedenin oyunculuğuna yazık, büyüdüğü şehre dönüşü var şehre yazık, ilk aşık olduğu kadını bakışı var kadına yazık.

İstediğiniz kadar itiraz edin; Yönetmen bu oyuncuyu seçerek kendi düşüncelerini bir bomba ile patlamıştır .

Derken aynı mimikleri ile, külhani bir tavır takınmaktan başka bir rolü oynamayan en son baba Rabırt Deniryo, Tamer Karadağlı çıkmasın mı … (bizim oğlanın aşık olduğu kadının asker kocası)

Bir yandan Georges Corraface bir yandan Tamer Karadağlı . Tam bir duygu yoksunluğu . Araya sıkışmış Başak Köklükaya’nın sahte sahte ağlaması…

Bitmeyen gereksiz sahneler, ortada el klasiko Türk işi demagoji durumları …

Son olarak diyeceğim şu dur ki ; Bence izlenmesi gereken ve şiddetle eleştirilmesi gereken bir filmdir ‘’Bir Tutam Baharat ‘’

Bu arada ; Tamer Karadağlıyı  ne zaman gay rolünde görürüm, o zaman bakış açım değişir.

Gözlerinizi kapayın ve düşünün ”en son baba gay oldu” manşetlerini 🙂 Yemin ediyorum saygı duyarın , derim ki gerçek bir oyuncu bu adam .

Filmin akılda kalan diyalogları ;

 ‘Türkler bizi yunanlıymışız gibi kovdu, yunanlılar ise türkmüşüz gibi karşıladı.’

 ‘Biber acı ve kavruktur, tıpkı güneş gibi’

 ‘Tuz ihtiyaç duyulduğunda birinin hayatına ekilebilir.’

 ‘Tarçın acı ve tatlıdır,tıpkı bir kadın gibi.’

‘Venüs tarçın doludur çünkü, tüm kadınların en güzeli olarak hem acı hem de tatlıdır, dünya ise tuz doludur çünkü tuz hayata tat katar.’

Bir-Tutam-Baharat (1) bir-tutam-baharat birtutambaharat_left_01_b-jpg08022012121307 bscap0002 politika-kouzina still3


Like it? Share with your friends!

0
Oben

0 Comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir