Filmleştirilen Hayatımıza


0

Haftalık izlediğim filmlerden 1-2 kelime yazmaya devam ediyorum, edeceğim ve ettim.

Tekrar izlesem, tekrar ederdim. Tekrarlardım, tekrar tekrar yazardım ; ama bu kadar tekrarlamadan  🙂

Memleketin hali malumunuz efendim. Psikolojik durumlarda malumunuz, tekrarlanan geri zekalı haberler gibiyiz.

Bahar bu yıl pek bir iç açmadı gibi, öyle böyle yuvarlanıyoruz, nefes alıyoruz demekten bıktım, sıkıldım artık.

Darwin’in yüzyıllar önce söyledikleri ile yüzleşmek şaşırtıyor beni. Hep aklıma bu cümle geliyor nedense.

’’ Sanat ve edebiyat bir toplumun kanatları gibidir .Bunlardan biri olmaz ise tavuk(şu anki halkımız) misali öndeki yemlerle uğraşırken arkadaki yumurtaların alındığının farkına bile varmazlar’’

Sokağa çıktık  isyan ettik olmadı,

Behzat Ç. Uğruna Tuborg’u Bomonti ile tek gecelik aldattık olmadı,

Gittik adalara; günlükte olsa güneşi gördük döndük yine olmadı,

Küçük yerlerde kaybolmak istedik  sevişemedik bile,  ara sokaklar bitti; bağlandık ana caddelere yine olmadı,

Hoşgeldin araba güruhu !!!

Yüzmelere  gittik, soktuk kafamızı suyun içerisine çıktık nefes almak için; ama ne hacet ! Pis bir hava var. soktuk kafamızı, gömdük kumlara bu sefer.

Özgürlük kelimesi, özgür kalmak isteyenlerin evinde yaşamaları gereken olağan dışı bir haline getirildi.

Bir kelimenin gerçek anlamını her gün ayrı ayrı düşüneceğimi ve gerçek anlamından ne kadar da uzak yaşadığımızı çocukluğumda anlatsalardı bana, arabanın altına kaçan topu çıkarmak için bu kadar acele etmezdim.

Artık ufak ufak insanlarla ufak ufak yerlerde ufak ufak keyifler yapacağız.

Örneğin; Galata kulesinin altında  atık hiç bira içemeyeceğiz. 1 Mayıs yasaklanacak mesela baharı bile kutlayamayacağız.

Kutlamak istenenler yine kör edilecek, belki de yeni çocuklar öldürülecek.

Beyoğlunda ki birçok meyhane, birahane kapanacak , masalar içeri çekilecek vs…

Eğitimsiz güç sahibi olanlar daha bir orantısız güç kullanacak , olmayan tiyatrolar daha bir sansür yiyecek.

Hiç bir alan yokmuş gibi stratejik amaçla getirilen Suriyelilere daha fazla sinema tahsis edilecek mesela.

Öt  istiyor değil mi Avm lerin veya camilerin verilmesi !!!

Bu nedenle, özgürlüğün gerçek anlamını bilen biz ve bizim gibiler ufak ufak alanlarda, ufak ufak adımlarla yaşamaya mahkum edileceğiz.

Ya da adalarda birine yerleşeceğiz, huzur içerisinde ekip biçeceğiz 🙂

Bu hafta evimde özgürce izlediğim filmlerden çok çok kısa bahsetmek isterim.

Filth :

Kitabın yazarı  İrvine Welsh, Dali ile aynı kandan olabilir mi acaba ?

90 ların Kült romanı Transporting , 2000 lerin aykırı romanı Porno’nun ironik dilli çılgın yazarı İrvine Welsh !!!

Ayrıca araştırılmalı derim .

Uyuşturucu bağımlısı bir polisin geçmişine duyduğu özlem ve pişmanlık sonucunda yeni, dejenere olan dünyadan intikam alma çabası ve bir nevi güç gösterisine dönüşü.

Leon filmindeki psikopat polis Gary Oldman’ kadar olmasa da psikopat polisimiz James McAvoy  ciddi anlamda etkileyici bir performans sergiliyor.

Sinematografik olarak  dikkat çeken Filth Filmi ciddi anlamda heyecanlı ve farklı . Kitlenip kalabilirsiniz aman dikkat !

Bir noktadan sonra durum, beyin fırtınasına dönüşüyor !

Seks, uyuşturucu, küfür, porno, şiddet, ihanet her şey bulabilirsiniz .Gerçek hayata hoş geldiniz!

filth filmi

Sert bir geçiş ile diğer izlediğim film Yozgat Blues .

Bir kültür çatışması !!!

Ne zaman afişte görsem bu filmi, bir Blues Brothers havası esti ben de nedendir bilinmez.

Öncelikle söyleyeyim . Ben bu kadar duru bir oyunculuk hatırlamıyorum. Film falan izlemedim Ercan Kesal’in yanında Yozgat’a gittim.

Gerçek anlamda müzisyen, hayata hep müzikten bakan biriyle tanıştım.

Yozgat Blues Filmi, yavaş ilerleyen ağır bir film öncelikle bunu belirtmek isterim. Sonlara doğru kafanız düşebilir; Lakin oyunculuktan ve sakinlikten kaynaklanan bir çekiciliği var. Sonraki sahneler merak uyandırıyor mu? Hayır. Biran da bitecek diye bekliyorsunuz.

yozgat blues

Geçen zaman, sekanslar  çok yavaş ilerliyor ve tekrar tekrar ederek travmatik ruh hali  anlatılmak isteniyor .İsyan yok , ateş yok ; ses hep kısık, gömlek hep bir ütülü.

yozgat blues filmi ercan kesal

İz bırakan bir şey var mı ? Hayır ; ama dediğim gibi ruh halini çalkalayan bir oyunculuk var.

Bu arada alakasız olmak ile birlikte ; Ercan Kesal’in bu yazısını okuduktan sonra, doktorumuzu araştırma ihtiyacı duyabilirsiniz.

http://www.radikal.com.tr/yazarlar/ercan_kesal/ben_buyudum_baba-1126438

Ruh halimiz kötü ya ; ne gider diye düşünürken ”Dövüş Kulübü” ile bakışıyorum.

Sonra kurallarını hatırlatıyor bana . Akabinde sevdalım Tuborg’a dönüş yapıp geçiyorum karşısına sadece film izlemeye yarayan beyinsiz televizyonumun.

Kaçıncı izleyişim bilmiyorum ; ama bu dönemde nedense tekrardan izlemek pek bir hoşuma gitti.

Dövüş Kulübü filmi repliklerinden hangilerine katılmazsınız ??? Tekrardan İzlemeniz için bir neden daha.

fight-club-dovus-klubu-filmi-2

Hiç izlemediyseniz de bekleme yapmayalım sayfada lütfen, dağılabilirsiniz 🙂

‘’İnsan sevdiğini öldürür diye bir söz vardır ya. Aslında bakın, insanı öldüren hep sevdiğidir ‘’

” Bizim neslimiz Büyük Depresyon’u ya da Büyük Savaş’ı yaşamadı. Bizim savaşımız ruhsal bir savaş. Bizim depresyonumuz kendi hayatlarımız.”

” Biz televizyon izleyerek, milyonerler, sinema tanrıları, rock yıldızları olacağımıza inanarak büyüdük, ama olmayacağız. Simdi bunu anlamaya başlıyoruz. ”

” Tüm umudunuzu kaybetmek özgürlüktür.” (Anlatıcı / Narrator)

“Sen gerçek değilsin, o silah senin elinde değil aslında benim elimde” ( Anlatıcı / Narrator)

‘’Dişlerinin arasında bir silahın namlusu varsa, yalnızca sesli harfleri söyleyebilirsin’’

‘’Dibe vurmadan özgür olamazsın’’

‘’Sahip olduklarımız bize sahip oluyor’’

‘’Acı ve çelişki olmasaydı hiçbir şeyimiz olmazdı’’

‘’Hepimiz aynı pisliğin lacivertleriyiz’’

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


Like it? Share with your friends!

0
Oben

0 Comments

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir